Voltify Elektrikli Bülten Altmış Birinci Sayısı
Voltify’dan Elektrikli Bültenin yeni sayısına hoş geldiniz.
Sektörden, markalardan, analistlerden, kısacası dünyada elektrikli otomobil pazar ve ekosistemine etki eden gelişmelerden haftalık derlediklerimizi düzenli olarak Voltify Blog’da paylaşıyoruz.
Bizi sosyal medya kanallarımızdan takibe alarak gelişmelerden haberdar olabileceğinizi hatırlatarak bu haftanın gelişmelerine geçebiliriz.
2025'te Küresel Elektrikli Araç Satışları 20,7 Milyona Ulaşarak Rekor Kırdı
Elektrikli araçlar hızla yaygınlaşmaya devam ediyor. Rho Motion’un yayımladığı yeni rapora göre, Küresel elektrikli araç satışları bir önceki yıla göre %20 artarak 20,7 milyona ulaştı ve yeni bir rekor kırdı. Satışlar bir önceki yıla göre 3,6 milyon artış gösterdi.
Bölgesel olarak bakıldığında, Çin’de satışlar %17 artarak 12,9 milyon adede yükseldi. Geçtiğimiz seneye göre artış hızı yavaşlasa da Çin açık ara en büyük elektrikli araç pazarı olmaya devam ediyor.
Avrupa'da geçtiğimiz sene elektrikli araç pazarı güçlü bir büyüme kaydetti. Kıta genelinde satışlar bir önceki seneye göre %33 artı ve 4,3 milyon adedeulaştı. Birçok Avrupa ülkesinin sübvansiyonları arttırması veya genişletmesi satışların yükselmesinde önemli rol oynadı.
Kuzey Amerika'da ise satışlar azaldı. Bölgedeki elektrikli satışları %4 düşüşle 1,8 milyon seviyesine geriledi. ABD'de elektrikli araçlara yönelik vergi indirimlerinin kaldırılması ve korumacı ticaret politikaları nedeniyle satışlar sadece %1 arttı. Kanada'da ise yılın başında teşviklerin kaldırılması satışların %41 düşmesine neden oldu.
Bölgelere Göre Elektrikli Araç Satışları
Küresel: 20,7 milyon, +%20
Çin: 12,9 milyon, +%17
Avrupa: 4,3 milyon, +%33
Kuzey Amerika: 1,8 milyon, -%4
Dünyanın geri kalanı: 1,7 milyon, +%48
Tesla FSD için Avrupa’da Kritik Aşamaya Geçiliyor: Türkiye de Kapsamda
Tesla’nın Denetimli Full Self-Driving (FSD) sistemi için Avrupa’da uzun süredir beklenen bürokratik ilerlemeler somut aşamaya geçmeye başladı. Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) çatısı altında yürütülen son çalışmalar, sürüş destek sistemlerinin kapsamını genişletecek ve Tesla’nın mevcut FSD yeteneklerini Avrupa regülasyonlarına daha yakın hale getirecek. Bu adım, özellikle şehir içi kullanım, eller serbest sürüş ve park manevraları gibi alanlarda bugüne kadar geçerli olan kısıtlamaların gevşetilmesini hedefliyor.
UNECE çatısı altındaki ADAS Task Force, sürüş destek sistemlerini düzenleyen UN R157 kapsamında hazırlanan 02 serisi güncellemeleri tamamlayarak dosyayı GRVA gündemine taşıdı. 19 Ocak 2026’da başlayacak toplantıda ele alınacak düzenleme, onaylanması halinde bir sonraki aşamada WP.29 Dünya Forumunda oylamaya sunulacak. Türkiye, UNECE’nin bir üyesi olduğundan düzenlemeler Türkiye için de geçerli olacak.
Yeni düzenlemenin en dikkat çekici başlıklarından biri, SIM (System-Initiated Manoeuvres) olarak adlandırılan, sürücüden herhangi bir başlatma veya onay gerektirmeyen manevralarla ilgili kısıtlamanın kaldırılması oldu. Önceki düzenlemelerde yalnızca otoyollarla sınırlı olan SIM kullanımı, güncellenen metinle birlikte şehir içi yollar, kentsel ortamlar ve otoyol benzeri güzergahları da kapsayacak şekilde genişletildi. Bu değişiklik, Tesla’nın FSD (Denetimli) sisteminin şehir içi sürüş kabiliyetlerinin Avrupa mevzuatıyla daha uyumlu hale gelmesi açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Tamamlanan bir diğer önemli madde ise eller serbest sürüş yeteneği oldu. Yeni düzenleme ile otoyollar ve otoyol benzeri yollarda sistemin sürücüden direksiyona sürekli temas talep etmeden çalışabilmesine izin veriliyor. Bu değişiklik, Avrupa’da ilk kez gelişmiş sürüş destek sistemlerinin belirli koşullar altında eller serbest sürüş sunabilmesinin önünü açıyor. Güncelleme paketi, sürücü destek sistemlerinin kapalı otopark alanlarında da kullanılmasına açık şekilde izin veriyor. Bu sayede otomatik park, düşük hızda manevra ve dar alan sürüş senaryoları için önemli bir yasal boşluk doldurulmuş oluyor. Ayrıca şerit değiştirme gereksinimlerinde yapılan teknik revizyonlar, sistemlerin daha doğal ve insan benzeri şerit değişimleri gerçekleştirmesine olanak tanıyacak şekilde yeniden tanımlandı.
Elektrikli Araçlarda Batarya Sağlığı: Gerçekler Ne Söylüyor?
Geotab tarafından 22.700’den fazla elektrikli aracın gerçek kullanım verilerine dayanarak hazırlanan güncel analiz, elektrikli araç bataryalarına yönelik en yaygın endişelerden biri olan “batarya ömrü” konusunda oldukça net bir tablo ortaya koyuyor. Araştırmaya göre modern elektrikli araç bataryalarında yıllık ortalama kapasite kaybı yaklaşık %2–2,5 seviyesinde gerçekleşiyor. Bu da doğru kullanım koşullarında bir bataryanın, aracın kullanım ömrü boyunca işlevini büyük ölçüde koruyabildiğini gösteriyor.
2025 verilerine göre yıllık ortalama batarya kapasite kaybı yaklaşık %2,3 olarak kaydedildi. Bu da bataryaların sekiz yıl sonunda hâlâ yaklaşık %81,6 oranında orijinal kapasitesini koruyacağı anlamına geliyor.
Analiz, batarya sağlığını etkileyen faktörler hakkında da önemli içgörüler sunuyor. Özellikle yüksek güçlü DC hızlı şarjın (100 kW üzeri) kullanımı batarya bozulmasını hızlandırabiliyor; sıklıkla yüksek güçlü hızlı şarj kullanan araçlarda yıllık bozulma oranı %3,0 civarına çıkabiliyor. Buna karşın daha düşük güçlü şarj yöntemlerini tercih eden araçlarda bu oran %1,5 olarak daha ılımlı kalabiliyor.
Bunun yanında çalışma koşulları da batarya ömrünü etkiliyor; sıcak iklimlerde kullanılan araçlarda bozulma hızı ılımlı iklimlere kıyasla yaklaşık %0,4 daha yüksek olurken, araçların günlük yoğun kullanımı da batarya sağlığı üzerinde ölçülebilir bir etki yaratıyor.
Bataryaların genel performansı açısından çok değerli bir çıkarım da bataryaların çoğunun tipik araç kullanım ömrünü rahatlıkla aşacak şekilde dayanıklı olması. Geçmiş çalışmalarda olduğu gibi yeni analiz de pil kapasitesinin zamanla azalmasına rağmen bunun genellikle aracın ekonomik veya teknik ömrünü tamamlamadan önce kritik bir seviyeye inmediğini gösteriyor.
Bu veriler, özellikle filo yöneticileri ve uzun vadeli kullanım planlayan bireyler açısından elektrikli araç bataryalarının yüksek maliyetli bir risk unsuru olmaktan çok, öngörülebilir ve yönetilebilir bir varlık olduğunu ortaya koyuyor. Akıllı şarj stratejileri ve uygun işletim koşulları, batarya sağlığının korunmasında önemli bir rol oynayabiliyor.